Aynada kendime bakarken, çocukluğumuzda kanun hükmünde gelen bazı dikteleri sorgulamaya koyuldum. “Kahve içersen kapkara olursun.” Üniversite yıllarıyla beraber kahveyle kurduğum ilişki düşünülürse, bugün Frank Rijkaard yanımda bir soluk benizli kalmalı ve yahut ben Sivas’a geldiğimde boynuma atkı takmaya çalışan, beni omuzlara alan Sivasspor taraflarınca karşılanmalıydım. “Biz Sivasspor olarak şampiyonluğa oynayan bir takımız.”
Eskiden gece olunca evimizin salonunda ayıların gezdiğini düşünürdüm. Bu da sanırım beni erken yatırmak isteyen büyüklerimin bir kandırmacasıydı. Ayılar –artık nereye saklanıyorlarsa– gece olunca çıkıp salonda kendilerince takılıyorlardı. Düşününce üzülüyor insan, odamı bir ayıyla paylaşmak isterdim sanırım. Mini-bara bal istifler, ben çekirdek çitleyip Canım Ailem dizisini izleyip içimi ısıtmaya çalışırken, ayı kardeş de yanımda oturur balını parmaklardı.
Öğle yemeğinde aklıma bir anım geldi. Güldüm, tutamadım kendimi. Sonra beni gülerken gören oldu mu diye etrafıma bakındım, kimse fark etmemişti. Biri görse, “bu adam deli mi?” diyecekti muhtemelen. Oysa bilmiyordu ki, kendi kendine gülene ya deli diyorlardı, ya da Müfettiş.