10 Temmuz 2007 Salı

Kurt Vonnegut - Mezbaha No. 5

Oğullarıma, ne olursa olsun asla bir katliama dahil olmamalarını ve düşmanların katledildiğine dair haberler aldıklarında da tatmin veya coşku duymamalarını söyledim.

***

Katliam makineleri üreten şirketler için çalışmamalarını ve böylesi makinelere ihtiyacımız olduğunu düşünen insanları küçümsediklerini dile getirmelerini de söyledim onlara.

***

"Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için dinginlik, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret ve aradaki farkı anlamak için de bilgelik ihsan eyle bana."

Billy Pilgrim'in değiştiremeyeceği şeyler arasında geçmiş, bugün ve gelecek de vardı.

***

Başka bir defasında Rosewater'ın bir psikiyatra şunları söylediğini duydu Billy: "Bana öyle geliyor ki, siz psikiyatrların yeni yeni bir sürü şahane yalan uydurmanız gerekecek. Aksi takdirde insanlar artık yaşamaya devam etmek istemeyecekler."

***

Hayatta kalmak konusunda İngiliz şöyle demişti: "Eğer dış görünüşünüzle gurur duymamaya başlarsanız, ölüp gidersiniz." Birkaç kişinin şu şekilde öldüğüne şahit olmuştu: "Başlarını dik tutmamaya başladılar, sonra tıraş olmamaya ve yıkanmamaya, sonra yataktan hiç çıkmamaya, sonra da konuşmamaya. En sonunda ölüp gittiler. Bu konuda söylenecek te bir şey var: Ölmenin son derece kolay ve acımasız bir yoludur bu." Hadi geçmiş olsun.

Deep

Eğer bir gün bir başarı öyküsü yazacak olursam, gemimi oturduğu karadan nasıl kurtardığımı, fırtınalardan geçirip durgun denizlere, üzerinde martıların uçtuğu, yunusların yanımız sıra yüzdüğü maviliklere nasıl çıkardığımı anlatacağım.

Belki o zaman biraz olsun anlamaya başlarım kendimi...

Küçüğüm

Sanırım her kız çocuğu gibi, o da babasına bir parça âşıktı.

Onu bildim bileli elleri küçücük. Sanki başka birinin, daha kuvvetli, daha güçlü elleri olan birinin, ellerini tutmasına ihtiyacı vardı hep. Sanki ailesinin içinde daha bir sakınılan, daha bir sevilendi. Sanki o hiç büyümeyecek, hep evin orta yerinde, salondaki halının üzerinde, herkes başka bir işle uğraşıyorken bebekleriyle büyüyecek, aklına estikçe şarkılar söyleyecek ve en kötü zamanlarda bile yüzlerine tebessüm düşürecekti evdekilerin. Saçlarını okşayacaktı babası, yanaklarından öpecekti annesi. Üzerine yağan yağmurları durduracaklardı beraber, gözyaşlarını sileceklerdi.

Oysa hayatlar parça parça... Kız bir köşesinden tutuyor hayatı, bir tarafına bakıp oldu diyor, öbür taraftan, hiç beklemediği bir yerden bir tahta düşüyor, tutamıyor. Başka bir şeyi alıp yerine koyamıyor. Ağlıyor, alıştığını sanıyor ama gün geliyor, belki günün en güzel anında bir şekilde aklına geliyor, nefesi kesiliyor, göğsü daralıyor... Atamıyor.

Sonra gün geliyor, güneşi görüyor kız. Yüzüne vuran ışıkta kendisine bakıyor. Büyüdüğünü görüyor, gülümsüyor. Sonunda bitmenin de olduğu bir yolda, herkes gibi kendisinin de yürüdüğünü fark ediyor. Yoluna çıkan çiçekleri kokluyor, üzerine yağan yağmurları kovuyor. Ve o küçük kızımız, elleri hep küçücük kalsa da büyüyor...

Bunu sadece ben mi biliyorum, yoksa bütün dünya farkındaydı da, üstesinden gelemediğim küstahlığımla bu tespiti kendime mi yakıştırıyorum, bilmiyorum. Tek bildiğim, o kız içinde bir yerlerde, bir parça da olsa, babasına hâlâ âşık...

Empty

Kendi içinde kaybolmuş bir denizim. Yüzeyimin altında kocaman bir habitat...

Geç ısınıyorum, geç soğuyorum. Ne unutmayı becerebiliyorum, ne de kolayca sevmeyi. Statükoyu seviyorum, belki de kabuğumdan günlerce çıkmam birisi gelip elinde çubuk dürtmese. Isınmışken üşümek, üşüyorken ısınmak bile istemiyorum...

Açlığımın sınırlarını zorladığım olmuştur. Uykusuzluğumun da... Günlerce konuşmadığım ve günlerce gülmediğim... Kabuğumu seviyorum, yalnızlığımı da...

Birkaç gündür kendi kendimleyim, beynim bitmek bilmez bir nadasta. Bırakınız yazmayı, hiçbir şey düşünmüyorum bile. Zihnim günübirlik uğraşıların dışında hiçbir şeyi plânlamıyor. Boşum... İçimde de, dışardan görümdüğüm kadar yalınım.

Bazen nezaket örneği kelimelerin doğru olanlarını seçemiyorum. Konuşmanın orta yerinde bütün kıyafetlerimi çıkarıp kimsenin bilmediği kuzey doğuya koşmak istiyorum. güneş arkamdan vursun, soyulsun derim. İçimden benimle tıpatıp aynı başka bir ben daha çıksın. Bir kez daha göreyim bazı yazgıların ne kadar zor değiştirilebileceğini. Kendime kızayım, ağız dolusu söveyim de yine en sonunda, en çok kendimi seveyim...

Hayat, ölüm ve yaşamak... Hâlâ hangi köşesine daha yakınım bu üçgenin bilmiyorum. Ama sanırım hayattayım...

4 Temmuz 2007 Çarşamba

H. Mete Kardeş - Secret Smile

Dünyanın en tatlı çocuklarından biri olan yeğenim: H.Mete Kardeş.

Tembel

Üç gündür evde yalnızım ve evi gitgide bir çöp ev hâline getirmeye başladığımı düşünüyorum. İlk gün mutfakta yemek yedim, sofrayı öylece bıraktım. Ertesi gün acıktığımda, üzerinde önceki günün bulaşıkları yığılı olan mutfak masası bir seçenek değildi, ben de balkona geçtim. Bugünse, yemek yiyebileceğim bir yer kalmadı. Kara kara düşünüyorum 'ne yapsam?' diye.

Dünyanın en güzel şeyi tembellik. İçine girdikçe, etkisine daha çok kapılıyor insan.


2 Temmuz 2007 Pazartesi

Six Feet Under

Ne kadar yaşıyoruz? Ne kadar biliyoruz değerini soluduğumuz havanın, gördüğümüz güzelliklerin? Ne kadar farkındayız gülümseyen bir çocuğun, poposunu kıvıra kıvıra yürüyen bir kedinin, hiç tanımadığımız birinin bizi bir şekilde fark etmesinin, birinden 'teşekkür ederim' sözünü duymanın, birilerine hiç sıkılmadan 'seni seviyorum' demenin, gece herkesin uyuduğu saatte duygusallaşmanın, sabah hiç kimsenin uyanmamış olduğu saatte pencereye açıp gökyüzüne bakmanın, yağmurda ıslanmanın, kaptopu oynamanın, şehrin kışlarının ayaz sabahlarında tir tir titremenin, bir çocuğun gözündeki iki damla yaşın, aslında herkesin bir parça aciz, bir parça diğerlerine muhtaç olmasının güzelliğinin? Kendimizle savaşımızın, etiğin, estetiğin, onurun, gururun, fedakârlığın, şefkatin ve daha bir sürü şeyin...

Gün geliyor, belki hasta yatağında, belki trafikte... Belki kalp krizinden, belki böbrek yetmezliğinden... Her şeyi bir bir bırakıp gidiyor insan. Bir yanımız falan da kalmıyor bıraktığımız yerde. Uçuyoruz, birkaç gram hafifliyoruz, yine de ağırlaşıyor bedenimiz soğudukça... Kuşları göremiyoruz artık, bir akvaryuma sıkıştırılmış sandığımız koca bir habitat'tan mahrum kalıyoruz. Kimsenin gülümsemesini görmüyoruz, kimse ağlarken omzumuzu veremiyoruz. Bize ne kadar muhtaç olsalar da, sevdiklerimizin için o an, orada olamıyoruz. Artık sevemiyoruz....

Kocaman bir hayatı kısacık bir dizi yapmışlar, gece gece beni düşüncelere salmışlar...